Psiko Mom

10 Posts Back Home

Evet Delisin Çünkü İçinden İnsan Çıktı!

Vallahi başlığı atarken aydım. Uzaylı filmlerine şok içinde bakarız ya, yaratığın içinden bir yaratık daha çıkıyor, vaayyyy büyük olay. Yahu bilmem kaç yüz bin yıldır biz yapıyoruz bu işi. Bildiğin insan çıkartıyoruz içimizden. Biz adına doğum, dünyaya bebek getirmek deyip basitleştiriyoruz olayı ama ‘insandan insan çıkartma’ deyince hem havalı oluyor hem de işin mahiyeti büyüyor. İşin esprisi bir yana, çocuk sahibi olduğunuz an dünya başka bir türlü dönmeye başlar. Etrafınızdaki insanlar adeta evrim geçirir de onları ilk defa gerçekten tanıdığınızı hissedersiniz. Daha önce sevdiklerinize gıcık, bazı sinir olduklarınıza ise sempati duymaya başlarsınız. Ne oluyor yahu, hepiniz kafayı mı yediniz? Yooo!! Uyan, değişen sensin kızım!!! Ama bunu ancak 1-2 sene sonra anlayabileceksin. Biri seni uyarsa bile bu zaman zarfında algıların hormonların tarafından kuşatıldığı için çok sağlıklı düşünemeyebilirsin. Özellikle ilk bebeğini dünyaya getiren anneler için bu durum daha da geçerli sanırım. Örneğin ilk bebeğim olduğunda yaklaşık 10 kişiye kafa atmak, 5 kişiyi…

Teog Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Hayatımız sınav olmuş. Eğitim sisteminin karanlık yollarında ilerlerken.. Ah pardon aydınlık mı demeliydim? Kusura bakmayın, o bizim küçüklüğümüzde son kırıntıları kargalar tarafından yenmiş bir ekmek parçası zira son 30 yılda eğitim mefhumunun aileleri de çocukları da perişan etmekten başka bir anlamı kalmadı. Her geçen gün içi boşalan devlet okulları kitapları, oradan oraya savrulan öğretmenleri, yabancı dil eğitimi adı altında kiraz ve pembeden başka bir şey öğretilmeyen yabancı dil dersleri ile devlet okulları ne yazık ki tercih edilmek istenmiyor. Daha 3. Sınıftayken aileler acaba burs kazanır mı diye özel dersler ve yabancı dil eğitimi ile buluşturmaya başlıyor minik yavrularını. Bu bursları kazanmak da hiç de sanıldığı kadar kolay değil, oldukça zorlu sınavlar yapılıyor. Hele de devlet okulundan çıkan bir çocuğun şansı özel okuldan çıkanlara göre daha az oluyor. Tavsiyeler Gelelim Teog gerçeğine. Eleştirecek çok şey var ama nafile bir çaba için sizin de gözünüzü yormak istemem. Daha yeni TEOG illetinden kurtulmuş…

ANNELER VE ANNE ADAYLARI! GELECEKTEKİ SİZE MEKTUP GÖNDERMEYE HAZIR MISINIZ?

Arçelik’in gözünde tüm anneler kraliçedir. Anneler günü’nüz kutlu olsun! Anneler ve anne adayları! Gelecekteki size mektup göndermeye hazır mısınız? Bu sayfadan gelecekteki bir güne mektup yazın, hem bugünden geleceği düşünmek için kendinize zaman ayırın hem de kendinize gelecekten bakma imkanı yaratın. “Anneyim” ya da “Anne olacağım” butonlarından birine basın. Mektubu doldurun. Gelecekte bir tarih belirleyin. Size o tarihte kendinize yazığını mektubu gönderelim. İnsanın düşünceleri her gün değişiyor. Hele ki anne olmak insana bambaşka bir duygu kazandırıyor. Bu mektubu göndererek bugünkü hislerinizi gelecekte de hatırlamak ve geçmişteki hislerinizle o günkü hislerinizi karşılaştırma fırsatı bulacaksınız. Bir boomads advertorial içeriğidir.

Anneler Günü: Mutlu Sonla Biten Bir Masalınız Olsa…

Anneler Günü yine yaklaşıyor. Ne mutlu bana ki iki evladım var anneler gününü kutlayacak. Ama ne yazık ki benim bu özel gününü kutlayacağım bir annem yok… en azından fiziksel olarak. Kayra bir yaşındayken annemin kanser olduğunu öğrendik. Mide kanseri. İlk bulgulara göre daha başındaydı ve hemen ameliyat etmek istediler. Biz de apar topar soktuk ameliyata. O kadar basit görünüyordu ki, ameliyat sırasında birşeyler yemeye gittik. Daha 15. dakikada bir telefon geldi, hemen hastaneye gelmemizi istiyorlardı. Trafikten bunalıp babamın arabadan inip koştuğunu hatırlıyorum. Ne yazık ki kanser annemin içini sarmış, mideye bile dokunamadan kapatacaklarını söylediler. Biz anneme ne söyleyeceğimizin hesabını yaparken bir yandan da ağlamamaya çalışıyorduk çünkü şişmiş gözlerle bizi görmesini istemiyorduk. Sonuç olarak anneme yalan söylemeye karar verdik. Midesinin bir kısmının alındığını ve kemoterapi göreceğini söyledik. Hayatımın en korkunç 6 ayı böylece başlamış oldu. Ben böyle ölümcül bir hastalığa yakalansam gerçeği bilmek ister miydim sorusunun cevabını hala bilemiyorum. Belki bildiğinizi…

CENNETE BİLET TEK GİDİŞ AÇIK

Sevgili anneler, cennete bodoslama girme hakkımızın olduğunu eminim hepiniz biliyorsunuzdur. Evet evet tek gidiş açık. Şimdi arkadaşlar, biz bu hakkı elde etmek için az şey yapmıyoruz değil mi? Önce bu konuya bir açıklık getirelim. Kimisine göre kötü, kimisine göre idare eder, kimisine göre ise kabus bir hamilelik dönemi geçiriyoruz. Misal bendeniz klasik mide olaylarının yanı sıra bir de ayağımı kırınca Sürahi Nine’nin hidrojen gazı ile şişirilmiş hali gibi olmuştum:) Az da değil, tüm alışkanlıklarınızdan vazgeçtiğiniz, içtiğiniz meyve suyundan, çıktığınız güneşe, yaptığınız egzersize kadar vs. her şeye dikkat ettiğiniz bir 9 ay geçiriyorsunuz. Sonra doğum zamanı geliyor. Allahım onun zaten polemikleri yeter insana ya da öyle zannedilir. Sezaryen mi normal mi, normal epidural mi, anormal elimin tersi mi falan filan.. Kararlar verilir, kararlara alışılır ve doğum anı gelir. Kocasına vasiyet bırakanlar, küs olan kaynanası ile barışıp helalleşenler veya borçlarını ödeyenler olur, zannedersiniz doğuma değil öbür tarafa hazırlanıyor. Nasılsa cennete bilet var ya…

Asıl olan mutlu olmak ise bunun adı aşk olsa ne olur…

Neden insan hep zor olanı, imkansızı veya olmasa çok daha iyi olanı ister? İlle de o demenin manasızlığını görse de neden görmek istemez? Bu mazoşistlik nereden gelir anlamak mümkün mü? Elbette mümkün ama biraz daha gençlik yıllarında kalmalı diye düşünüyorum. 30 yaşını devirmiş bir kadın veya erkek artık yere ayakları daha sağlam basan kararlar vermeli diyor insan ama ne yazık ki kalp ile beyin aynı doğrultuda çalışmıyor. Bir alet olsa da sevdiklerimizin yanlış seçimlerinin onları nereye götüreceğini onlara gösterebilsek. Ama göstermek yetmez, o vakit nasıl hissedeceklerini de onlara aynen hissettirebilmek lazım. İnsan bazen bir noktaya kilitlenebiliyor, örneğin evliliğe. İlle de bu olsun, ille de bununla evlilik olsun diyor. Sorunları görüyor, dünya engel var önlerinde, üstüne üstlük karşındakinin hiçbir çabası yok engelleri aşmak için. Belki evlenirsin de güzelim sonrası ne olacak? İşte insan burada durup düşünmeli. Bu durumu neye benzetiyorum biliyor musunuz? Doğuma az kalmış arkadaşlar bilirler. Hamile kadın son aylarında…

“Kolay Namnamlar”: Ben Yaptıysam Herkes Yapar!

Yemek yapmayı sevmiyorum. Mecbur muyum yahu? Her kadın mutfakta döktürmek zorunda mıdır? Vallahi ben yemek yaparak kaybedilen zamana acayip sinir oluyorum. İki dakikada ye ama en az 1 saat soğan sarımsak kokuları içinde uğraş dur. Bu yüzden benim için en kolay yapılan yemekler en makbulüdür. Hayır ağzımın tadına da düşkün olduğum için lezzetli de olmalı, pratiklik ve lezzet arıyoruz kısacaJ Bu arada yemek yapımı konusunda bu kadar zaman avcısı olan ben, kek börek çörek konusunda hiiiiç üşenmiyorum. Seviyorum unu, seviyorum şekeri ne yapayımJ Yine de basitçe yapılan her unlu mamul bendendir:) diyorum ve size çok kolay bir elmalı tart tarifi gönderiyorum. Mis kokaarrrr:) Elmalı tartı yediyseniz, altında kalın bir hamur kısmı, üzerinde de elmalı bir harç olur. Malzemeleri her ikisi için de ayrı yazıyorum. Hamur için malzemeler: 1 su bardağı şeker (her bardak farklı olabilir, siz 200ml’den hesap edin) 2 yumurta 1 paket kabartma tozu 1 paket vanilya 125 gram…

Ya Hepimiz Yanılıyorsak! Bir Yeni Yıl Karabasanı:)

Size de olur mu bilmiyorum. Bazen ‘Aaa ben bunu hiç böyle düşünmemiştim!’ veya ‘Bu gerçekten böyle miymiş?’ dediğiniz.. Aslında yıllarca kulağımıza üflenen ne çok yanlışı sorgulamadan esas kabul etmiş olabileceğimizi hiç düşündünüz mü? Peki ya hayatınızı şekillendiren inançlar, kişiler, olgular? Ya ıspanak demirden çok zengin bir sebze değilse? Ya meyve dedikleriniz aslında sebzeyse? Ya dünya güneşin etrafında dönmüyorsa? Ya balığın üstüne yoğurt yemek insanı zehirlemiyorsa? Çin Seddi Ay’dan görünemiyorsa veya kelebeklerin ömrü 1 gün değilse ya da balıkların hafızası birkaç saniye değilse? Evet incelerseniz ıspanaktan çok daha fazla demir içeren sebzelerin olduğunu, bazı kelebeklerin birkaç aya varan ömürlerinin olduğunu veya dünyanın güneşin değil güneş sisteminin etrafında döndüğünü göreceksiniz. 80 kuşağının büyürken çokça duyduğu ‘Büyükler konuşurken küçükler susar’, ‘Su küçüğün söz büyüğün’ sözlerine ne oldu dersiniz? Şu anda çocuklara ne olursa olsun haklarını savunmalarını öğretmeye çalışırken bu sözleri basa basa söyleyen var mıdır hala? Bu cümleler şu anda sanıyorum, ‘Biri seninle…

Kendime Mektup

Birine derdini anlatamıyorsan mektup yaz derim her zaman. O seni bölmeden, sen hiç beklemediğin bir soruyla karşılaşıp afallamadan, düzgünce ve rahat rahat içini anlatabilirsin böylece. Bunun bir de içine iç dökme tarzı var ki bunu ben kendime yıllar önce yapmışım, kendime mektup yazmışım. İşin güzel tarafı düşünüp içinden çıkamadığım ne varsa çözmüşüm ve tam da yapmam gerektiği gibi, olması gerektiği gibi. Bu da içine düştüğümüz karmaşalarda en büyük yardımcımızın aslında iç sesimiz olduğunu gösteriyor. Kendinizi dinleyin arkadaşlar. Hani sınav sorularında çoğunlukta cevap aklınıza ilk gelendir derler ya, tıpkı bunun gibi. Aklına ilk düşene bak, iç sesini dinle, o sana yol gösterecektir. Sevgilerimle. 20.09.2010 Motive olamıyorum. Neye mi? Hiçbir şeye desem…  Ne yapmak istediğini bilmemek var ya, en kötüsü bu işte. Herhalde yıllarca çalışıp arada da anne olan benim gibi hanımların sık sık yaşadığı bir sendromdur diye düşünüyorum. Bak bak tıkandım, yazmaya bile motive olamıyorum. Evet biraz moladan sonra yazma isteği…

Navigate