Hayata Dair

Evet Delisin Çünkü İçinden İnsan Çıktı!

Vallahi başlığı atarken aydım. Uzaylı filmlerine şok içinde bakarız ya, yaratığın içinden bir yaratık daha çıkıyor, vaayyyy büyük olay. Yahu bilmem kaç yüz bin yıldır biz yapıyoruz bu işi. Bildiğin insan çıkartıyoruz içimizden. Biz adına doğum, dünyaya bebek getirmek deyip basitleştiriyoruz olayı ama ‘insandan insan çıkartma’ deyince hem havalı oluyor hem de işin mahiyeti büyüyor. İşin esprisi bir yana, çocuk sahibi olduğunuz an dünya başka bir türlü dönmeye başlar. Etrafınızdaki insanlar adeta evrim geçirir de onları ilk defa gerçekten tanıdığınızı hissedersiniz. Daha önce sevdiklerinize gıcık, bazı sinir olduklarınıza ise sempati duymaya başlarsınız. Ne oluyor yahu, hepiniz kafayı mı yediniz? Yooo!! Uyan, değişen sensin kızım!!! Ama bunu ancak 1-2 sene sonra anlayabileceksin. Biri seni uyarsa bile bu zaman zarfında algıların hormonların tarafından kuşatıldığı için çok sağlıklı düşünemeyebilirsin. Özellikle ilk bebeğini dünyaya getiren anneler için bu durum daha da geçerli sanırım. Örneğin ilk bebeğim olduğunda yaklaşık 10 kişiye kafa atmak, 5 kişiyi…

Anneler Günü: Mutlu Sonla Biten Bir Masalınız Olsa…

Anneler Günü yine yaklaşıyor. Ne mutlu bana ki iki evladım var anneler gününü kutlayacak. Ama ne yazık ki benim bu özel gününü kutlayacağım bir annem yok… en azından fiziksel olarak. Kayra bir yaşındayken annemin kanser olduğunu öğrendik. Mide kanseri. İlk bulgulara göre daha başındaydı ve hemen ameliyat etmek istediler. Biz de apar topar soktuk ameliyata. O kadar basit görünüyordu ki, ameliyat sırasında birşeyler yemeye gittik. Daha 15. dakikada bir telefon geldi, hemen hastaneye gelmemizi istiyorlardı. Trafikten bunalıp babamın arabadan inip koştuğunu hatırlıyorum. Ne yazık ki kanser annemin içini sarmış, mideye bile dokunamadan kapatacaklarını söylediler. Biz anneme ne söyleyeceğimizin hesabını yaparken bir yandan da ağlamamaya çalışıyorduk çünkü şişmiş gözlerle bizi görmesini istemiyorduk. Sonuç olarak anneme yalan söylemeye karar verdik. Midesinin bir kısmının alındığını ve kemoterapi göreceğini söyledik. Hayatımın en korkunç 6 ayı böylece başlamış oldu. Ben böyle ölümcül bir hastalığa yakalansam gerçeği bilmek ister miydim sorusunun cevabını hala bilemiyorum. Belki bildiğinizi…

“Kolay Namnamlar”: Ben Yaptıysam Herkes Yapar!

Yemek yapmayı sevmiyorum. Mecbur muyum yahu? Her kadın mutfakta döktürmek zorunda mıdır? Vallahi ben yemek yaparak kaybedilen zamana acayip sinir oluyorum. İki dakikada ye ama en az 1 saat soğan sarımsak kokuları içinde uğraş dur. Bu yüzden benim için en kolay yapılan yemekler en makbulüdür. Hayır ağzımın tadına da düşkün olduğum için lezzetli de olmalı, pratiklik ve lezzet arıyoruz kısacaJ Bu arada yemek yapımı konusunda bu kadar zaman avcısı olan ben, kek börek çörek konusunda hiiiiç üşenmiyorum. Seviyorum unu, seviyorum şekeri ne yapayımJ Yine de basitçe yapılan her unlu mamul bendendir:) diyorum ve size çok kolay bir elmalı tart tarifi gönderiyorum. Mis kokaarrrr:) Elmalı tartı yediyseniz, altında kalın bir hamur kısmı, üzerinde de elmalı bir harç olur. Malzemeleri her ikisi için de ayrı yazıyorum. Hamur için malzemeler: 1 su bardağı şeker (her bardak farklı olabilir, siz 200ml’den hesap edin) 2 yumurta 1 paket kabartma tozu 1 paket vanilya 125 gram…

Ya Hepimiz Yanılıyorsak! Bir Yeni Yıl Karabasanı:)

Size de olur mu bilmiyorum. Bazen ‘Aaa ben bunu hiç böyle düşünmemiştim!’ veya ‘Bu gerçekten böyle miymiş?’ dediğiniz.. Aslında yıllarca kulağımıza üflenen ne çok yanlışı sorgulamadan esas kabul etmiş olabileceğimizi hiç düşündünüz mü? Peki ya hayatınızı şekillendiren inançlar, kişiler, olgular? Ya ıspanak demirden çok zengin bir sebze değilse? Ya meyve dedikleriniz aslında sebzeyse? Ya dünya güneşin etrafında dönmüyorsa? Ya balığın üstüne yoğurt yemek insanı zehirlemiyorsa? Çin Seddi Ay’dan görünemiyorsa veya kelebeklerin ömrü 1 gün değilse ya da balıkların hafızası birkaç saniye değilse? Evet incelerseniz ıspanaktan çok daha fazla demir içeren sebzelerin olduğunu, bazı kelebeklerin birkaç aya varan ömürlerinin olduğunu veya dünyanın güneşin değil güneş sisteminin etrafında döndüğünü göreceksiniz. 80 kuşağının büyürken çokça duyduğu ‘Büyükler konuşurken küçükler susar’, ‘Su küçüğün söz büyüğün’ sözlerine ne oldu dersiniz? Şu anda çocuklara ne olursa olsun haklarını savunmalarını öğretmeye çalışırken bu sözleri basa basa söyleyen var mıdır hala? Bu cümleler şu anda sanıyorum, ‘Biri seninle…

Kendime Mektup

Birine derdini anlatamıyorsan mektup yaz derim her zaman. O seni bölmeden, sen hiç beklemediğin bir soruyla karşılaşıp afallamadan, düzgünce ve rahat rahat içini anlatabilirsin böylece. Bunun bir de içine iç dökme tarzı var ki bunu ben kendime yıllar önce yapmışım, kendime mektup yazmışım. İşin güzel tarafı düşünüp içinden çıkamadığım ne varsa çözmüşüm ve tam da yapmam gerektiği gibi, olması gerektiği gibi. Bu da içine düştüğümüz karmaşalarda en büyük yardımcımızın aslında iç sesimiz olduğunu gösteriyor. Kendinizi dinleyin arkadaşlar. Hani sınav sorularında çoğunlukta cevap aklınıza ilk gelendir derler ya, tıpkı bunun gibi. Aklına ilk düşene bak, iç sesini dinle, o sana yol gösterecektir. Sevgilerimle. 20.09.2010 Motive olamıyorum. Neye mi? Hiçbir şeye desem…  Ne yapmak istediğini bilmemek var ya, en kötüsü bu işte. Herhalde yıllarca çalışıp arada da anne olan benim gibi hanımların sık sık yaşadığı bir sendromdur diye düşünüyorum. Bak bak tıkandım, yazmaya bile motive olamıyorum. Evet biraz moladan sonra yazma isteği…

Babalara Ne Demeli?

Erkeklerin kadınlarla mücadeleleri daha mini minnacıkken başlar. Kayra’ya kapris yapıp istediğini yaptırmayı başaran kız arkadaşları ile ilgili oğluma ‘Sakin ol ve kabullen bu durumu, hayatın kadınların değişen durumlarını anlamak ve tolere etmeye çalışmakla geçecek nasılsa’ dedim. Bir erkeğin hayatına bir kadın girdi mi her ay adet öncesi ve sonrasını içeren depresif ruh hallerini idare etmek zorundadır mesela. İşin komiği karısı hamile kalan bir erkek ‘oh bu sendromdan kurtuldum’ diye düşünürken tam tersi 9 ay hiç durmadan sürecek dalgalı bir psikolojiyle uğraşmak zorunda kalır. Ceza yazan trafik polisine hüngür şakır ağlayan hamile kuzenimiz dün gibi aklımda. Polis Memuru: Hanımefendi, yanlış yerden döndünüz, ehliyetiniz lütfen. Hamile Kuzen: Yanlış yapan hep ben oluyorum nedenseee, hüüüü! gibi bir diyalog yaşanırken zavallı polis memurunun durumunu düşünebiliyor musunuz? Şimdi bu duygusal iniş çıkışların 9 ay boyunca ne tip diyaloglara ve vakalara sebep olduğunu hayal edelim. Zaten hep ben haksızım di mi!!! ÇILHAM ve ZAVAD’ın bebekleri olacağını öğrendikleri gün…

“Zıkkımın Kökünü İç!” mi dedi?

Sigaraya lise sonda arkadaş gazisi olarak başladım. O gün bugündür bir şekil hayatımda illet şey. O yıllarda kimsenin yanında içmekten hoşlanmazdık, gençtik ve bir şekil ayıp sayılıyordu. Tüm kapalı mekanlarda sigara içimi serbest olmasına karşın biz pek dışarılarda içmezdik, hele hele de sokaklarda asla. İki hamileliğimde de bıraktım zoraki arkadaşımı ama yeniden ve yine buluştuk onunla. Bir gün ayrılacağız, umarım sağlık gitmeden keyifle veda ederiz birbirimize. Bu zaman zarfında bir sürü kişi bana sigarayı bırakmam konusunda telkinde bulundu. Tüm sigara içenler gibi ben de bu sözleri hiç dinlemedim hatta ısrarcı olanlara da sinirlendim. Bu o illetin zararını bilmediğimden değildi elbette, sadece bu benim kararımdı ve beni kendi halimde bırakmalarını istiyordum. Evimizde ben hariç kimse içmezdi eski yıllarda, ne annem ne abim ne de babam. Evde içtiğim için her yer gaz odası gibi kokardı. Bir kere bile şikayet etmedi sigaradan nefret eden ailem, sadece bana üzüldüler o kadar. Şimdi ben kendi…

Nazar Boncuğu Sınıfta Kaldı

Ne büyük meseleymiş şu nazar boncuğu işi yahu? Doğuma giderken hazırlanır boncuklar. Ne boncuk delisi insanlarız diyeceğim, bir sürü insan kızacak bana ama kusura bakmayın, bir boncuktan dünyadaki en etkileyici manyetik alanı yok etmesini beklemek de komik oluyor biraz. Şimdi biraz kafalar karıştı tabi, bu kadın nazara inanmıyor ama manyetik alan falan diyor diyorsunuz biliyorum. Hemen altını çizeyim ki ben nazara inanıyorum, insanların imrenerek, çok beğenerek veya harislikle bir şeye odaklandıklarında ortaya çıkan enerjinin baktıkları şeyin kimyasını bir şekilde bozduğuna inanıyorum. Ama bundan kurtulmanın yolu mavi bir boncuk mudur yani? Göz, diğer duyu organlarından çok daha büyük bir anlam ifade eder tüm varlıklar için, daha da önemlisi insanların düşüncelerini dış dünyaya aksettiren, iyi veya kötüyü dışa aktarabildiği, insanın dünyaya açılan penceresidir. Nazar kelimesi işte insanın iç dünyasını dışa vurması yani bakış anlamına geliyor aslında. Bir insanın herhangi bir kişiye veya objeye nazar değdirmesi için illaki kötü gözle de bakması gerekmiyor,…

Acı Çekme Sanatı

Eskiden başladığım bir kitabı bitirmediğim hiç olmazdı, şimdi ise elimde 7 ayrı kitap var, her biri yarım yarım bana göz kırpıyor. Sonra baktım ki başladığım romanı da yarım bırakmışım, bir ara çocuklara İngilizce ders veriyordum onu da bir kenara bırakmışım hatta spora bir dünya para vermeme rağmen bir gidiyorum bir vazgeçiyorum. Nasıl bir koç burcuyum ben!!! Sanırım 30’dan sonra yükselen burcuma geçiş yaptım, ya kovayım ya balık o da net değil. Allahım korkuyorum, daha olay olmadan en kötüsünü düşünüp sanki olmuşçasına karalar da bağlayacaksam (balık burcu misali) direk vurun beni, kendime tahammül edemem valla:) Yok! Bu yarımlar başka bir açlığın habercisi bence. Arıyorum, tam bulamadım ama bulunca mutlaka haber vereceğim. Şimdilik yarımlarımla mutlu olmaya çalışmalıyım galiba. Hem zaten insan neden kendini hep zorlar ki? Gitmiyorsa bırakmayı bileceksin, kendine bir müsaade et değil mi? Hayat o kadar zor ki. Misal benim hayatıma bir bakalım. Oğlum daha bir buçuk yaşındayken annemi kaybettim.…

Navigate