Tüm Yazılar

ANNELER VE ANNE ADAYLARI! GELECEKTEKİ SİZE MEKTUP GÖNDERMEYE HAZIR MISINIZ?

Arçelik’in gözünde tüm anneler kraliçedir. Anneler günü’nüz kutlu olsun! Anneler ve anne adayları! Gelecekteki size mektup göndermeye hazır mısınız? Bu sayfadan gelecekteki bir güne mektup yazın, hem bugünden geleceği düşünmek için kendinize zaman ayırın hem de kendinize gelecekten bakma imkanı yaratın. “Anneyim” ya da “Anne olacağım” butonlarından birine basın. Mektubu doldurun. Gelecekte bir tarih belirleyin. Size o tarihte kendinize yazığını mektubu gönderelim. İnsanın düşünceleri her gün değişiyor. Hele ki anne olmak insana bambaşka bir duygu kazandırıyor. Bu mektubu göndererek bugünkü hislerinizi gelecekte de hatırlamak ve geçmişteki hislerinizle o günkü hislerinizi karşılaştırma fırsatı bulacaksınız. Bir boomads advertorial içeriğidir.

Kadın Ne mi İster?

Sanıyorum kadın basitçe anlaşılmak ister . Sanki kolaymış gibi:) En azından çaba ister, çabanın sarf edildiğini görmek bile yeterlidir bazen. Bunun için de iletişebilmek lazım ya, işte o hiç de kolay değil. A dediğinin Z anlaşıldığı bir hayat yaşıyoruz son zamanlarda. Sadece kadın erkek ilişkilerinde değil, hem cinsler arasında da aynı şeyler yaşanıyor. Birbirimize tahammülümüzün kalmadığı bir dünyadayız artık, kutuplaşmanın en üst seviyelerde olduğu.. Yaşlılara saygı ve sevginin en büyük değerlerimizden biri olduğunu söylerdik ya o bile kalmadı. Geçen gün babam otobüse binmek üzere durağa gittiğinde peş peşe iki otobüs olduğunu ve ikisinin de kapısının açık olduğunu görünce önde duran otobüs şoförüne sıradakinin bu otobüs mü olduğunu sormuş. Şoför gayet tatsız bir tonla ‘görmüyor musun işte’ deyince babam da emin olamadığını söyleyip açık kapıdan içeri girmiş. İçeri adımını atıp giren 81 yaşındaki babama şoför yine son derece ters bir sesle ‘Zaten siz bizi hiç sevmezsiniz. Selam bile vermedin’ demiş. Babam…

Madalyalık Meme Verme Olayı

İkinci hamileliğimin ilk 6 ayı fena değildi aslında, sadece problemleri Polyanna usulü geriye itemediğim, alışık olmadığım için de bünyemin tüm bu sorunları kaldıramadığı bir süreçti. Ama bir yandan da top gibi yuvarlana yuvarlana her yere girip çıktığım, gezdiğim, eğlendiğim birçok günüm de oldu. Oğlum 1. Sınıfa başlamıştı, okul evimin tam arkasında olduğu için yürüyerek gidip alabiliyordum oğlanı. Hamileliğimin 7.5 ayında yine birgün oğlumu okuldan almaya giderken, spor ayakkabı ile ayağımı burktum. Ayak öyle bir döndü ki hem bilek kemiğimin bir parçasını kırdım hem de bağlarımı kopardım. İşin komiği ayağım hiç şişmediği ve morarmadığı için etrafımdaki herkes geçer dedi taa ki doktorum bir hafta geçmesine rağmen topalladığımı görene kadar.. Sonuçta hamileliğin en ağır dönemini koltuk değneğiyle geçirdim. Ama inanın bebeği emzirmek acıların en büyüğüydü. Bu yüzden meme veren tüm kadınları kardeşim sayıyor, onların acılarını paylaşıyorum. İlk günler yarıklar ve çatlaklar yüzünden korkar olmuştum meme saatinin gelmesinden. Hemen silikon aldım faydası olur…

Bebiş Kime Benziyor?

Herhalde bir bebek hakkında en çok konuşulan şey bebeğin kime benzediği ya da genel tabiriyle ‘hangi tarafa’ benzediğidir. Bu taraf denen şey var ya, değme fanatik FB, GS veya BJK taraftarlarına taş çıkartır. Bebeğin babaannesi anneannesine: – Bak Necla biliyor musun, ufaklık ayyynı Kamil’in küçüklüğü, yani bu kadar olur. Bir fotoğrafı var bebecikken…’ ve fotoğraflar çıkartılır, deliller baba tarafından anne tarafına sunulur. Gerçekten de bebek babaya çok benzemektedir. Ama anne tarafının da söyleyecek sözleri, sunacak delilleri vardır elbette. -Aaaa sen gel de bizim Melek’in küçüklük resimlerini gör, bakkk aynı! Babaanne: -İlahi Necla, senin kızın saçları kestane, hem gözleri de ne bileyim.. ne renk pek anlaşılmıyor. Necla’nın sinirden vücudu kımıl kımıl atmaktadır. -Melek de doğduğunda saçları saman sarısı gözleri masmaviydi, değişir o şekerim.’ Her iki taraf da iddiasında o kadar kararlıdır ki bir tarafın öbürüne galip gelmesi olanaksızdır sadece nezaketten isyan etmezler. Bu konu ailenin diğer büyüklerinin arasında da konuşulur mutlaka.…

Acı Çekme Sanatı

Eskiden başladığım bir kitabı bitirmediğim hiç olmazdı, şimdi ise elimde 7 ayrı kitap var, her biri yarım yarım bana göz kırpıyor. Sonra baktım ki başladığım romanı da yarım bırakmışım, bir ara çocuklara İngilizce ders veriyordum onu da bir kenara bırakmışım hatta spora bir dünya para vermeme rağmen bir gidiyorum bir vazgeçiyorum. Nasıl bir koç burcuyum ben!!! Sanırım 30’dan sonra yükselen burcuma geçiş yaptım, ya kovayım ya balık o da net değil. Allahım korkuyorum, daha olay olmadan en kötüsünü düşünüp sanki olmuşçasına karalar da bağlayacaksam (balık burcu misali) direk vurun beni, kendime tahammül edemem valla:) Yok! Bu yarımlar başka bir açlığın habercisi bence. Arıyorum, tam bulamadım ama bulunca mutlaka haber vereceğim. Şimdilik yarımlarımla mutlu olmaya çalışmalıyım galiba. Hem zaten insan neden kendini hep zorlar ki? Gitmiyorsa bırakmayı bileceksin, kendine bir müsaade et değil mi? Hayat o kadar zor ki. Misal benim hayatıma bir bakalım. Oğlum daha bir buçuk yaşındayken annemi kaybettim.…

Unutkanım, Var mı?

Hay Allah ne yazacağımı unuttum dermişim:) Vallahi diyebilirim zira balık hafızasına hakaret etmek istemem ama benimki ondan bile kötü. Neyse ki babam da aynen benim gibi, işin güzel tarafı gençliğinde de böyleymiş yani en kötü babam kadar olurum diye umuyorum, o da 81 yaşında bir adam için gayet iyi maşallah. Etrafıma baktığımda, özellikle hem çalışıp hem çocuğu olan ve boşverrrr ruhlu olmayan tüm kadınlardaki durum aynı, hepimiz unutuyoruz. O kadar az zaman var ki düşünecek, yapılan pek çok iş otomatikleşmiş. Aklımızdan geçenler havada uçuşan balon köpüğü gibi oradan oraya savruluyor, arada yakaladığımızı patlatıyoruz:) Aynı anda 10 işi düşün ve en az iki şeyi aynı anda yap bakalım ey erkek milleti, giydiğin çoraplar bile farklı renk çıkar emin olabilirsin. Tabii bizim sevgili hayat arkadaşlarımız için bu durum o kadar itici ki kabul etmeleri mümkün değil. Çünkü onlar işe gitmek ve sonrasında şalterleri kapatmak gibi bir lükse sahipler. Klasik bir erkeğin işten…

Hadi hayırlısı diyelim…

İnsanın içini dışına aktarmayı çok sevdiği bir çağ yaşıyoruz. ‘Kendime saklayayım’ düşüncesi yerle bir oldu, neyse ki hiçbir zaman içimdekini tutan bir insan olmadım. Ağzım konuşmasa gözlerim, dudaklarım, bedenimde ne varsa dile gelir… şayet bir şey söylemek istersem. Bu kendini ifade etme tutkusu okuduğum okula, işime ve çocuklarıma da yansımış aslında. Boğaziçi Üniversitesi’nde çimlik alanlarda herkes gününü gün ederken ben en zorlu bölüm olan felsefeyle mücadele ediyordum misal. Ortaya ne çıktı derseniz, hayat görüşü, vizyonu ve tüm evrene bakış açısı olgunlaşmış ama felsefenin daha yarısını algılayamamış buçuk bir feylesof:) Okul bittiği gibi kendimi bir halkla ilişkiler ajansında buldum, o gün bugündür iletişim denen dikenli mesleğin her türlü kademesini tırnaklarımla kazıyarak bugünlere geldim, artık kendi ajansımda kendi işlerimi yaparak özgürce yaşıyorum (bu ayrı bir macera). İki evladım var benim, bu kelimeyi seviyorum, onlar için hissettiklerimi en iyi ifade eden kelime ‘evlat’ olsa gerek. Onları dünyaya getirmem o kadar olaylı oldu ki,…

Navigate